Harun Bitigiç

 

 

                         HEY GİDİ ESKİ BAYRAMLAR HEY

                    

                    Belirli bir yaşın üzerindekiler başta olmak üzere hemen herkese bayramla ilgili düşüncelerini sorduğumuzda ağızlarından dökülen ilk cümle işte bu cümle olacaktır: Hey gidi eski bayramlar hey!

     Evet ne oldu acaba şu eski bayramlara? Hayat gerçekten de bu kadar hızlı mı değişiyor?

     Bu sorunun cevabı elbetteki evet olacak. Ama değişen sadece hayat değil; değişen aynı zamanda insanın ta kendisidir. Hiç, bir çocuğun yaşadığı bayram sevinciyle bir gencin yaşayacağı sevinç, bir ihtiyarın yaşayacağı mutluluk aynı olabilir mi? Elbette olamaz. Bizim çocukluğumuzda bizler, yani erkek çocuklar, babalarımızla beraber bayram namazına gider ve namazın çıkışında hemen koşa koşa eve gelerek kaptığımız bir poşetle hiç vakit kaybetmeden şeker toplamak için köyü gezmeye başlardık. Kız çocukları ise kapılarının önlerinden caminin kapısını gözetleyerek namazdan ilk çıkanların kapıda gözükmesiyle köyün içine  adeta dalarlardı.. Yani bayram büyük bir hazla, heyecanla saniye saniye beklenir ve yaşanırdı. Bu gün baktığımda köyümün çocuklarında yine aynı heyecanı ve aynı sabırsızlığı görmeye devam ediyorum. Ama bendeki heyecan o heyecan değil artık. Bayram ben yaştakiler için birazcık yapılması zaruri ziyaretler haline dönüşmeye başlamış. Bugün yukarıda bahsettiğim geçmiş bayramları arayan ben yaştakiler     ve daha yaşlılar esasında etraflarındaki çocuklara baksalar o bayramların hala devam ettiğine şahit olacaklar.
     Peki eski bayramları özleyen yaşlıların durumu bizden farklı mı acaba? Hayır, pek de farklı değil aslında . Onların da çocukluk ve gençliklerindeki bayramlar bizimkilerden pek farklı değildi. Ama ihtiyarlıklarındaki  bayramları o eski bayramlarına hiç benzemiyor. Çünkü artık bir köşeye çekilmişler, köyün büyüğü, ailenin büyüğü olarak buruk ve hüzünlü bir şekilde birilerinin gelerek ellerini öpmesi bekliyorlar. Bu hüzünlü bekleyiş sırasında da maziye, çocukluk hatıralarına giderek o günleri zihinlerinde  yaşıyorlar ve  erişilmez olarak görüyorlar. Böylelikle zamanın ve bayramların değiştiğine hükmediyorlar.
Görüyoruz ki  bayramaların değiştiği falan yok. Değişen insanın ta kendisidir. İnsan kendisi değiştiği için  bütün dünyayı da kendi dünyası gibi değişmiş olarak görmektedir.

     Esasında yazımın baş tarafında biraz bahsettim ama yinede gelelim bizim köyde bayramın ayrıntılarına… Ülkemizin her yerinde olduğu gibi bizim köyde de bayram hazırlıkları, heyecanı arifeden, hatta ramazanın yarısından sonra başlar. Başta çocuklara olmak üzere aile bireylerine bayramlıklar alınır, misafirlere ikram edilecek bayram şekerleri temin edilir. Arifeden üç gün evvel kadınlar bir arya gelerek imece usulüyle baklavalar, börekler açarlar. Geri kalan günlerde ise bayram temizliği yapılır. Arife günü öğleden sonra “şelame” adını verdiğimiz bayram çörekleri kızgın yağda kızartılarak hazırlanır.
 
    Bayram hazırlıkları bayram sabahına da sarkar. Bayram sabahı herkes kendi evini önündeki sokağı süpürerek köyü temizler. Bir taraftan da  camiye gönderilecek sofranın hazırlıkları ile meşgul olunur.

    Erkekler bayrama namazına giderler. Namaz, caminin bayramlar dışında hiç göremediği    bir kalabalıkla huşû içinde kılınır. Sonra büyük küçük tüm köylü caminin avlusunda saf tutarak bayramlaşır. Ardından cemaat topluca mescide geçerek evlerde hazırlanarak gönderilen sofralara otururlar; bayram kahvaltısı edilir. Kahvaltı sırasında dışarıdan gelen ahbaplarla hasret giderilir, sohbet edilir ve evlere dağılınır.
 
    İşte burdan sonra yukarıda bahsettiğim fasıl başlar. Yani namazdan çıkanlar daha evlerine yetişmeden köyün çocukları ellerinde küçük poşetleriyle gruplar halinde köyün sokaklarını ve haneleri şenlendirmeye başlarlar. Çocukların ziyareti bittikten sonra ise gençler  ve orta yaşlılar öğleye doğru yine gruplar halinde hiç bir yeri atlamadan tüm köyü gezerler. Bu ziyaretler sırasında ramazanda durgunlaşan mideler ikram edilen çaylarla , kahvelerle, tatlılarla biraz fazla mesai yaparak zorlanırlar ama buna rağmen hiçbir ikram geri çevrilmez.

      Gençlerin ziyareti de bittikten sonra ikindiye kadar evlerinde misafir ağırlayan büyüklerin birbirlerini ziyaret etme fasılları başlar. Bu faslı  akşamdan sonra yapılan aile ziyaretleri takip eder. Böylelikle bayramın en yoğun günü olan birinci bayram sona erer. İkinci ve üçüncü günler ise daha çok köy dışından gelen yakın ve akrabaların ziyaretleriyle devam eder. Bu ziyaretle ilk gün kadar yorucu olmaz. Bu yüzden bayramın bence esas keyfi bu günlerde çıkar. Sonrasında yavaş yavaş dışardan gelenlerin köyden ayrılmaya başlamasıyla köy boşalır ve eski sakinliğine döner.Böylelikle bayram sona erer.
 
    Bizler bayramların bayram olduğunu unutmadığımız sürece çocuklarımız da unutmayacaktır. Bayram da bütün gelenekleriyle güzellikleriyle sonsuza dek aynı tat ve heyecanla yaşamaya devam edecektir.

                                  
                                                                                              Harun BİTİGİÇ

anasayfa dön              Makalelere dön